Dış
İlişkier Genel Müdürü Doç. Dr. İbrahim Özdemir'in 5 Temmuz
2006 tarihli Milliyet gazetesi haberiyle ilgili açıklaması
05 Temmuz 2006 Çarşamba
BASIN AÇIKLAMASI
Milliyet Gazetesinin 5 Temmuz 2006 tarihli
nüshasında şahsımla ilgili yayınlanan haberi, ben de
sabahleyin öğrendim. Haberin başlığı ve içeriğini okuyunca
yanlış anlaşılmaları gidermek ve kamuoyunu bilgilendirmek
açısından bu açıklamayı yapma gereği duydum.
1. Haberi yazan muhabire de ifade ettiğim
ve Internet'teki sitemde de yer aldığı gibi, lisansımı
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde(1980-1985)
tamamladım. Ancak bununla yetinmeyerek kendimi geliştirmek
ve eleştirel bir bakış açısı elde etmek için Yüksek Lisansımı
(1989) ve doktoramı (1996) ülkemin en prestijli bilim
yuvalarından biri olan Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Felsefe Bölümünde tamamladım. İlahiyat eğitimim beş yılımı
alırken, Felsefe eğitimim 11 yılımı aldı. 1992 yılından
bu yana Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde çalışıyorum.
Doktora tezim "Çevre Problemlerinin
Etik Boyutu" konusunda olup, bu konuda yapılan ilk tezlerden
biri sayılmaktadır. İngilizce olarak basılmıştır. Bunun
bir sonucu olarak tezimi tamamladığım 1996 yılından bu
yana başta dünyaca ünlü Harvard Üniversitesi olmak üzere
çeşitli üniversitelerde ders vermek için davet edildim
ve misafir öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde
bulundum.
Sayın M. Gorbaçov'un davetlisi olarak
BM'in himayesinde 21-23 Şubat 2002'de Lyon'da yapılan
Globalization and Sustainable Development:Is Ethics the
Missing Link?(Kürselleşme ve Sürdürülebilir Kalkınma:
Kayıp Halka Etik mi?)" adlı toplantıya ana konuşmacı
olarak katıldım. Sürdürülebilir Çevre ve Kalkınma için
"demokrasi ve etiğin" biri birinden ayrılamaz parçalar
olduğunu vurguladım.
Ayrıca Güney Afrika, Malezya, Endonezya,
Avustralya, İngiltere, Almanya, Fransa ve Fas gibi çeşitli
ülkelerde bulundum; bilimsel toplantılara katıldım, ders
verdim. Çeşitli konularda yerli ve yabancı birçok kitap
ve makalem bulunmaktadır. Bunlara Internet Sitemden ulaşılabilir: http://www.ibrahimozdemir.com/
Yurt dışı tecrübelerim, akademik birikimim,
uluslar arası ilişkilerdeki tecrübelerim ve yabancı dil
bilgim de dikkate alınarak, MEB Sayın Doç. Dr. Hüseyin
Çelik tarafından 2547 sayılı YÖK yasasının 38/B maddesine
göre Milli Eğim Bakanlığı Dış İlişkiler Genel Müdür yardımcısı
olarak görevlendirildim. Görevimde gösterdiğim başarı,
meslektaşlarımla uyum içinde çalışma, AB Sürecindeki
çalışmalardaki özverili katkılarım da dikkate alınarak
Kasım 2005'ten bu yana Dış İlişkiler Genel Müdürü olarak
görevlendirildim. Bundan da gurur duydum. Ayrıca benim
gibi hem üniversitede ders veren, hem de birikimi ile
bürokraside hizmet eden tek kişi değilim. Üniversitelerimizin
birikimlerini bürokrasiye ve sanayiye yansıtması, ülkemiz
ve halkımız açısından olumlu olduğuna inanıyorum.
Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, eğitim-öğretimden
ziyade, Bakanlığımızın başta BM, AB, OECD, UNESCO, ve
Avrupa Konseyi olmak üzere uluslar arası kuruluşların
eğimle ilgili program ve toplantılarında Milli Eğitim
Bakanlığını temsil etmektedir. Ayrıca Sayın Bakanımızın
yurtdışı gezileri ile yurt dışından gelen misafirleriyle
ilgili protokol işlemlerini yerine getirmektedir.
2. Haberin başlığı ile içeriğinin birbirine
uymadığı görülmektedir. Haberin başlığı ile "olumsuz"
bir mesaj verilmeye çalışıldığı açıktır. "Çocuklarımız
ona emanet" başlığı gerçeği yansıtmamaktadır. Benim görevim,
yukarıda da açıklandığı gibi, tamamen Dış İlişkilerle
ilgilidir. İlk Öğretim ve Orta Öğretimin başka birimlere
bağlı olduğunu herkes bilmektedir. Ayrıca ben de bir
babayım ve dört çocuğum var. Her baba gibi çocuklarımı
21. yüzyılda ülkemin ve dünyanın onurlu üyeleri olarak
yetiştirmeye çalışıyorum. Bilimsel yapım, bilgi ve birikimim
ile çocuklarımı ve üniversitedeki öğrencilerimi yetiştirirken
"eleştirel düşünen/düşünebilen, kendine güvenen, günü
birlik yaşamayan, başı dik, hep ufka bakan, güne ve sınırlara
sığmayan, düş ve vizyon sahibi, kendisi gibi düşünmeyeni
anlamaya çalışan yeniliklere ve diyaloga açık olma" gibi
ilkeleri rehber edindiğimi beni yakından tanıyanlar bilir.
Bu nedenle, çocuklarımız bana emanet edilse, yukarıda
belirtilen çerçeve yetiştirileceğinde kimsenin kuşkusu
olmamalıdır. Bunun en güzel örneği ise her zaman gurur
duyduğum çocuklarım ve öğrencilerimdir. Felsefe eğitimi
almış birinden aksi de beklenemez.
3. "Küreselleşme, Ahlak ve İslam" adlı
kitap, ABD de misafir öğretim üyesi olarak bulunduğum
2001-2002 yılları arasında hazırlandı. 11 Eylül 2001
trajik terör olaylarından sonra ders vermek üzere ABD'ye
davet edildim. Dünyaca ünlü bir teolog ve bilim adamı
olan Prof. Dr. Ian Markham'la beraber Univesity of Hartford
ve Hartford Seminary'de ortak dersler verdik. Daha sonra,
tecrübelerimiz ışığında kitabın önsözünde de belirtildiği
gibi, genelde Batı'da, özelde ise ABD'de 11 Eylül sonrası
yayılmaya başlayan İslam ve Müslümanlar hakkındaki yanlış
anlamaları gidermek amacıyla bir kitap hazırlamaya karar
verdik. Amacımız kendi alanlarında dünyaca tanınmış bilim
adamlarının görüşlerini bir araya getirmekti. Bu çalışmalar
yaklaşık 3 yıl sürdü. Bugün "Islamaphobia" (İslam Korkusu/Düşmanlığı)
olarak ortaya çıkan ve herkesi rahatsız eden durumu,
daha o zamandan hissettik ve gördük. Duyarlı bilim adamı
olmanın haysiyetiyle bu durumu gidermeye çalıştık. Müslüman
bir düşünür olarak Said Nursi'yi tercih etmemizin nedeni
ise: İslam'ın etik boyutuna vurgu yapması; dünya barışı
için dinler, medeniyetler ve kültürlerarası diyalogu
ve tartışmayı öne çıkarmasıydı. Bilindiği gibi, şimdilerde
BM, AB, AK ve UNESCO gibi gibi kuruluşlar olmak üzere
birçok kurum ve kuruluş "diyalog"a vurgu yapmakta; savaş
ve şiddet karşıtı bir tavır almaktadır. Bu temel konuyu
vurgulayan yerli ve yabancı 16 bilim adamının görüşleri
söz konusu kitapta yer almaktadır. Bunların içinde her
dinden ve ülkeden bilim adamları mevcuttur. Benim ayrıca
bir makalem kitapta yer almamaktadır. Ayrıca kitap yayınlandığından
bu yana ilim dünyasında ilgi ile karşılanmış ve birçok
bilimsel değerlendirme yapılmıştır.
Kitabın iç kapağında şahsımla ilgili "Nur
cemaatinin önde gelen bir üyesi" ifadesi kullanılmıştır.
Bu tamamen yayınevinin bir notudur. Bunu görür görmez,
düzeltmiş, asıl alanımın "çevre felsefesi ve ahlakı"
olduğunu, bu nedenle de "Türkiye'de çevre ahlakı konusunda
önde gelen bir bilim adamı" notu konulmuştur. Aslında
kitabın girişindeki x. sayfada benim gönderdiğim özgün
özgeçmişim yer almaktadır ve orada böyle bir ifade yoktur.
Tüm bunları ilgili muhabire açıkladım, daha sonra da
faksladım.
4. Söz konusu makalem ise, önce bilimsel
bir panelde tebliğ olarak sunuldu (2000). Daha sonra
ülkemizdeki önde gelen düşünce dergilerinden olan Felsefe
Dünyası'nda yayınlandı (Sayı, 34, 2001). Felsefe Dünyası
alanında tek olup, yıllardır yayına devem eden hakemli
bir dergidir.
Makalemde ileri sürdüğüm görüşlerimi
bugün de aynen savunuyorum. Ancak gazetenin bazı maksatlı
alıntılar yapmasını ve adeta "cımbız" ile bazı cümlelerin
öne çıkarılmasını objektif bulmuyorum. Öncelikle makalemin
tamamen bilimsel bir yazı olduğu ve öncelikle bilim dünyasına
hitap ettiği unutulmamalıdır.
Makalenin giriş bölümünde demokrasi
kavramının felsefe tarihindeki gelişimi vurgulamış; demokrasinin
insanın potansiyelini ve imkânlarını geliştiren ve insanın
insanlığını öne çıkaran en iyi rejim olduğu vurgulanmıştır.
Yine bu görüşlerim başta Kant, B. J. Bentham, S. Mill
ve Russell gibi filozofların görüşleri ışığında temellendirilmiştir.
Makalemin asıl önemli kısmı ise Müslüman
ülkelerdeki demokrasi sorunlarıyla ilgilidir. Söz konusu
ülkelerin demokrasiyi içselleştirmesi için, tepeden inme
ve ithal yöntemler yerine, tamamen kendi geleneklerini
ve kutsal metinlerini felsefi ve eleştirel olarak yeniden
yorumlarıyla yapmaları gerektiği vurgulamıştır. Başta
Muhammed İkbal ve F. Rahman olmak üzere çağdaş Müslüman
düşünürlerin Şura kavramına getirdikleri yorumlar "demokrasi"
bağlamında eleştirel olarak ele alınmış ve değerlendirilmiştir.
Ulaştığım sonuçlar bilimsel olup; bilim adamlarının eleştiri
ve katkılarına açıktır.
Bununla beraber, bu makalemin söz konusu
kitapla hiçi bir ilgisi olmadığını, yazıldığı zaman Irak'ın
henüz işgal edilmediğini özellikle hatırlatmak isterim.
Bu nedenle Irak'taki rejimden "diktatörlük" olarak bahsedildiği
unutulmamalıdır. Makalemde ileri sürüldüğüm gibi, Müslümanlar
kendi geleneklerini ve kutsal metinlerini kendileri yorumlayarak
demokrasiyi içselleştirebilseydiler, başta Saddam Hüseyin
olmak üzere halklarına dayanmayan diktatörleri kendileri
değiştirebilseydiler, Irak bugün kan gölüne dönmezdi.
Bölgemiz kaosa sürüklenmezdi.
Kitabın ve makalenin yazıldığı zaman
ve bağlam ile yukarıda sıraladığım hususların görmezden
gelinerek; erbabınca bilinen kelime oyunları ile yanlış
bir izlenim verilmeye çalışılmasının takdirini bilim
dünyasına ve kamuoyuna bırakıyorum.
Saygılarımla.
Doç. Dr. İbrahim ÖZDEMİR
Millî Eğitim Bakanlığı
Dış İlişkiler Genel Müdürü |